|
Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi! (9) (Mesut 26 Y., Aydın)
Arabayı
aldığımı Ülker'e söylediğimde pek de olumlu
karşılamadı. "Birine takılır kalırsan, diğerlerinden
kazanacağın paralardan olursun. Ayrıca bu dünyada aşka yer
yoktur!" dedi. "Kimseye takılıp kalmıyorum ve aşık falan
da değilim!" dedim. Ülker o Çarşamba gelmedi.
Aradığımda, rahatsız olduğunu ve gelmeyeceğini
söyledi. Neşesi yerinde değildi. Israr etmeme rağmen birşey
söylemedi.
Ülker'in tanıştırdığı kadınların yanı
sıra tanıştığım bir sürü kadın da
vardı. Haftanın üç, bazen dört günü gelenim oluyordu. Aylık
kazancım 15 bin Dolara yaklaşıyordu. Kadınlardan
aldığım paralardan çok azını harcıyordum. Bir gün
bu değirmenin suyu kesilecekti; hem de bıçakla keser gibi;
biliyordum. O nedenle aklımsıra hazırlık yapıyordum.
Suna ile düzenli birlikteliğimiz devam ediyordu. Nerdeyse her
Cumartesi buluşuyorduk. Çoğu zaman Kenan da bizimle birlikte
oluyordu. Üç samimi arkadaş olmuştuk. Onlarla birlikte olduğum
zamanlarda kendimi daha huzurlu hissediyordum. Bu, Suna'nın çok hoşuna
gidiyor ve beni daha çok sevdiğini söylüyordu.
Ve o gün gelip çattı. Ülker Çarşamba günü gelmişti. Gelir gelmez
yatağa attık kendimizi ve deliler gibi sevişmeye
başladık. "Özlemişim bu yarağı! Sik. Hepsini sok. Hadi daha
hızlı sik beni. Doyur yarağa. Sok köküne kadar. Folluğa
çevir amımı!" diyordu. Durmadan konuşuyor, deli gibi orgazmdan orgazma taşıyordu
kendini. Onu izlemekten, konuşmalarını dinlemekten
boşalamamıştım. Anlam çıkartmaya
çalışıyordum söylediklerinden. Tanıdığım
Ülker değildi yatakta konuşan. Bir saate yakın her türlü
pozisyonda sikiştik. Sonra kendini attı Ülker. Gözlerini tavana dikti
ve sustu. Ardından ağlamaya başladı. Üzerine gitmemem için
de beni uyardı, hatta tehdit etti. Sonra koşarak banyoya gitti ve
uzun zaman çıkmadı.
Banyodan çıktığında biraz olsun kendine gelmişti, "Hadi,
dışarıya çıkalım! Birşeyler
atıştırırız!" dedi. Gittik bir yere oturduk ve
gerçekten de birşeyler atıştırdık. Kısa zaman
sonra kalktık. Ülker Aydın'a dönmek zorunda olduğunu söyledi.
Konuşmama izin vermedi ve çekip gitti. Gece yarısına doğru aradı; söylediği anlaşılmayacak kadar sarhoştu. Beni
sevdiğini söylüyordu durmadan. "Sana da doyamadım orospu çocuğu!
Çık git dünyamdan. Beni rahat bırak. Seni istemiyorum!" diyordu.
Ağlıyor, ağlamalarının arasından yine beni sevdiğini söylüyor, yine dünyasından çıkmamı söylüyordu...
Sabah telefonun sesiyle uyandım. Arayan Ülker'di. Akşam söyledikleri
için özür diliyordu. "Söylediğim hiçbir şeyi ciddiye alma, seni
sevdiğim dışında!" dedi gülerek. Bir an ikimiz de durduk.
Sessizliği bozan o oldu, "Hey, Çocuk: Benim adım Ebru!" dedi kahkaha
atarak. "Sen iyi misin Ülker?" dedim. "Hayır, iyi değilim Mesut! O nedenle bu
işi burada bitirmemiz gerekiyor. Ayıkken seni düşünüyorum.
İçiyorum, sarhoş olduğumda yine seni düşünüyorum. Böyle
devam edemeyeceğim. Seni kafamdan silmem gerekiyor. Değilse olacak
olanları tahmin bile edemiyorum!" dedi. "Ne yapacağız?" dedim.
"Ayrılacağız!" dedi yeniden, "Kendime ve sana zarar vermek
istemiyorum. Kıskançlığım yüzünden beni deli gibi seven bir erkeği dünyamdan kan revan içinde çıkarttım; sana da aynı
şeyleri yapmak istemiyorum!" dedi. "Çıkartıyorsun ama!" dedim.
"Onun kafasında kola şişesi kırmıştım!" dedi
gülerek, "Hem de yüzlerce kişinin ortasında. Sana da aynı
şeyi yapmak istemiyorum. Gerçekten de şu an sakin, aklı başında ve sağlıklı düşünüyorum; ayrılmamız lazım!" dedi.
"Nasıl olacak bu?" dedim. "Zamana bırak! Taşlar yerine
oturduğunda birbirimizden uzaklaştığımızı
göreceksin!" dedi Ülker. "Ev?" dedim. "Senin olsun!" dedi, ardından, "Şimdilik!" diyerek bir kahkaha
attı. Durdu sonra, bir süre konuşmadı. Sonra uzaktan gelen
sesiyle yeniden konuşmaya başladı. "Aslında o evi sana
hediye etmek isterdim. Sen o evden daha fazlasını hak ediyorsun, ama bunu yapamıyorum. Çünkü o evin adresini biliyorum. Çat kapı gelirim ve
seni huzursuz ederim, huyumu biliyorum. Bunu yapmak istemiyorum. Git Mesut...
Gittiğin yeri bilmeyeyim. Sen herzaman bir yerlerde ol, ama bana göre
çalacağım bir kapın, bir adresin olmasın. Belki bir gün sana olan özlemimin önüne geçemem, kendimi tutamam ve 'GEL!' derim; bilemiyorum!" dedi.
"Bunu ne zaman yapmamı istiyorsun?" dedim. "Şimdilik değil.
Konuşuruz bunu. Şimdi kapatmam lazım, sonra görüşürüz." dedi
ve cevap vermemi beklemeden telefonu kapattı. Resmen OTURUP KALMIŞTIM. Kısa bir süre sonra aradım, telefonu
kapalıydı. O telefon bir daha çalmadı; hiç çalmadı.
O konuşmadan sonraki günlerde benimle görüşmek isteyen birçok
kadına misafirim olduğunu söyleyip reddettim. Suna
aradığında ona da, önümüzdeki hafta görüşebileceğimizi
ikna ettim. Üzülmüştü kadıncağız, ama yapacak bir şey yoktu. Cinselliği düşünemiyordum; siktiğim hiçbir kadın,
girdiğim hiçbir am ya da göt aklımın ucuna bile gelmiyordu.
Ülker'e bağlılığım vardı; bunun adı aşk
falan değildi. Adını koyamıyordum. Yıllar sonra geriye
dönüp baktığımda kendi kendime şöyle söyleyecektim: "Sevgi
verdiğim, sevdiğini sandığım hiçbir kadın Ülker
kadar içten, samimi ve yalansız olamadı." Bir genelev kadını bana adını koyamadığım bir şey
aşılamıştı ve o unutulacak gibi değildi. Beni
yeni bir yaşamın içine sokmuştu ve çekilmişti kenara. Uçsuz
bucaksız bir denizin orta yerinde yapayalnız kalmış gibi hissediyordum kendimi. Çaresizliğimi kimseyle paylaşamıyordum.
O Cumartesi Fatma Ana'ya evi temizlemeye gelmemesini söyledim. Günlerce salak gibi dolaştım
koca İzmir'in sokaklarında. Günlerin nasıl geçtiğini bilemiyordum. Akşam kaçta yatıyorum, sabah kaçta kalkıyorum
belli değildi. Gecemle gündüzüm birbirine karışmıştı.
Ertesi Cumartesi sabahı Fatma Ana
aradı, "Yarım saate kadar evdeyiz!" dedi.
Kızı Ayşe ile gelmişti. "Ev iki haftadır
temizlenmedi!" diyordu etrafı toplamaya başladığında. "Yine
her şeyi ortalık yere atmışsın!" diyordu. Annesinin
çıkışları yüzünden Ayşe'nin neşesi yerinde
değildi; hatta öfkeli görünüyordu. Onları evde bırakıp
çıkmaya karar verdim. Kapıdan çıkarken, Ayşe arkamdan
seslendi, "Hey; Annemin söylediklerini ciddiye alma! Evde bize de böyle davranır!"
dedi. "Annen çok tatlı bir insan! Bir kelimesine bile
alınmıyorum. Sevimli ve sahiplenme içgüdüsüyle yaklaşıyor.
Böylesi daha iyi, emin ol. Hadi
git ve ona yardım et!" dedim. O an yüzü güldü. Gülünce yanaklarında
oluşan gamze dikkatimi çekti, "Karşımda bir daha
suratını asma, olur mu? Gülünce daha güzel oluyorsun!" dedim, cevap
vermesine izin vermeden yürüdüm.
Başka bir yere taşınmalıydım.
Nereye, nasıl taşınacaktım bilmiyordum, ama yapmalıydım. Doğru dürüst düşünemiyordum, nereden
başlayacağımı bile bilemiyordum.
Akşam üzerine doğru Suna aradı; müsait olup
olmadığımı sordu. Buluşabileceğimizi
söyledim; Kenan'la birlikte geldiler. Geç saatlere kadar seviştik. Suna ikimizi çok güzel idare ediyordu. Gitmelerine yakın konuyu açtım. Kısa sürede çözümü bulmuştu Kenan, "İnciraltı Çatalkaya'da dubleks evler var,
birine taşın!" dedi.
Ertesi günü buluştuk ve
evleri gezdik. Kenan'ın da ortağı olduğu bir inşaat
firması yapmıştı evleri. Satın almak istediğimi
söyledim. Evler gerçekten de pahalıydı. Taksitle ödeyebilirdim;
birikmiş param da vardı bir miktar. Kenan, "Bu ev için istenen fiyat yaklaşık 150 bin Dolar. Konuşayım ortaklarımla." dedi. İki gün sonra beklenen
haber geldi. Evin maliyet fiyatı 108 bin Dolardı ve ilk etapta benden
istenen para 54 bin Dolardı. Kenan'ın hissesini daha sonra
ödeyecektim. Satış işlemleri bir günde bitmişti.
Evin genel temizliği için Fatma Ana'ya telefon ettim. Yanına bir
kadın alıp gelmişti, evi tepeden tırnağa temizlediler. İki üç gün içinde evin eşyalarını almış,
yerleştirmiştim. Taşınacağım günün
akşamı haber vermek için Ülker'i aradım, ama telefon
kullanılmıyordu. Evde giysilerimden başka eşyam
olmadığı için taşınmam kolay oldu. Müşterilerimi
yeni evimde kabul etmeye başlamıştım. Ülker'le
görüşemiyorduk; telefonu ara sıra arıyordum, ama
kullanılmadığı anons ediliyordu. Gerçekten de dediğini
yapmıştı kadın; aylar olmuştu, görüşmüyorduk...
Bir gün Çiçek adında bir kadın aradı. Telefonumu Aylin'den
almıştı. Aylin'i aradım, doğruladı, "42'sinde
sanırım; biraz tombuldur, idare et! Sempatik ve konuşmayı
seven biridir." dedi. Dışarıda buluştuk. Gerçekten de
şişman bir kadındı. O güne kadar böylesi vücudu olan bir
kadınla birlikte olmamıştım: İri göğüsleri
sarkmıştı. Göbeği en az iki boğum görünüyordu.
Çökmüş vücudunu en iyi tarif eden kalçalarıydı; sarkık
görünüyordu. 1.500 Dolar istediğimi söyledim. "Vücudum sana itici geldi biliyorum. Genç, yakışıklı
çocuksun. İstemiyorsan birlikte olmayabiliriz, ama seninle yatmak
istiyorum. Para önemli değil. Çok uzun zamandır ilk kez senin gibi
bir gençle birlikte olacağım; lütfen bu şansı
bana ver!" dedi.
Bazı müşterilerimi eve kabul etmiyordum; otelde ya da onun
belirlediği bir evde buluşuyorduk. Çiçek birlikte olabileceğimiz bir evi olduğunu söyledi. Onu takip ettim; Çatalkaya'da bir villanın
önünde durduk. Aldığım evin ikizi bir evdi; komşuyduk
kadınla. Ev gerçekten de lüks döşenmişti. Daha önce gördüğüm
evlerden daha düzenli ve pahalı görünüyordu.
Zaman geçirmeden yatak odasına geçtik. Çiçek sempatik tavrıyla beni
kısa zamanda havaya sokmuştu. Külotla yatağa girdim; o da
üzerinde kırmızı dantelli sutyen ve külotla yanıma gelip
uzanmıştı. Elini öylece duran yarağıma attı ve
avuçladı. Yüzüme bakıp gülümsedi. "Yarağın biraz sonra bayram edecek,
bunu bilse şimdiye kadar
çoktan kazık gibi olurdu!" diyerek külotumu aşağıya çekti.
Yarağımın ölgün haliyle gövdesinden tutup avuçladı.
Eğilip kafasını ağzına aldı ve somurmaya
başladı. Yarağımı köküne kadar ağzına
alıyor, somuruyor, çıkartıyordu. Sıcak ağzı ve
etli dudakları ile kısa sürede yarağımı uyandırmıştı.
"Havaya giriyor ufaklık!" dedi gülerek. Düz, uzun ve gür
saçlarını okşamaktan başka bir şey yapmıyordum.
Çiçek yarağımın kafasını yalayıp emmeye devam
ediyordu. Tükürükleriyle her yanını ıslatmıştı.
Sonra doğruldu ve külotunu
çıkartıp yatağa sırt üstü yattı. Bacaklarını
açtığında amı kabak gibi ortaya
çıkmıştı. Etli dudakları arasında am deliği
küçük görünüyordu. Yarağımın gövdesinden tutup,
kafasını am dudakları arasına sürtmeye, klitorisini badana
yapmaya başladım. Çiçek bacaklarını daha da
açmış, gözlerini kapatmıştı. "Hadi sok!" dedi derinden gelen sesiyle. Yarağımı
amının ağzına getirdim ve yavaşça yüklendim.
Kadının amına bir santim bile girmiyordu yarağım.
Biraz yüklendim ama kadının deliği yok gibiydi sanki.
"Losyon kullanalım!" dedi aynı ölgün sesiyle. Yerinden kalktı ve
çekmeceden losyon çıkartıp yarağımı iyice
yağladı; sonra amına sürdüğü losyonu parmaklarıyla içine
doğru yedirmeye başladı. Üçüncü parmağını da zor
da olsa sokabiliyordu amına. Sonra elinde kalan losyonu yarağıma
sürdü ve yeniden bacaklarını açtı. Yerimi alıp
yarağımı amının ağzına getirdim ve yüklendim. Losyonun etkisiyle kafası yavaşça kaydı, ama
zorlanıyordu. Çiçek o an, "Ayyyy!" diye bir çığlık
attı; durdum. Gözlerini kapatmış, dudaklarını
ısırıyordu. Geriye çekilip yeniden yüklendim. Yarağım
yarıya kadar girmişti, ama Çiçek yine
çığlığı basmıştı. "Dur!" diye
bağırdı, "Bekle biraz!" dedi.
Bacaklarını alabildiğine yanlara açarak kalçalarını
düzeltti ve kendini altta oynatmaya başladı. Yarağımı
her geçen saniye biraz daha alıyordu. Acı duyduğu gözlerinden
belliydi; kapalı göz kapaklarının kenarlarından yaşlar
süzülmeye başlamıştı. 42 yaşında, böylesi kilolu
bir kadının bu kadar dar bir amının olabileceği
söylense gülerdim, ama önümdeydi. Çiçek yavaş hareketlerle kendini geriye
çekiyor, yeniden yükleniyordu. Bir süre sonra yarağım köküne kadar
içindeydi. Am dudakları çember gibi sarmıştı
yarağımı. Öylece durdu; gözlerini açıp yüzüme baktı.
Acıyla gülümsemeye çalıştı. "Ne kadar kalın yarağın var aşkım!" dedi yorgun bir
ses tonuyla, "Amımın dudaklarını yırtıyor;
patlayacak neredeyse!" dedi. İki elinin arasına aldığı
başımı kendine doğru çekti ve dudaklarımdan ilk kez
öptü. Etli dudakları pamuk kadar yumuşaktı.
"Hadi sik beni erkeğim!" dedi mırıldanırcasına.
Yarağımı çekip yüklendim. Gözleri kayıyordu
kadının. Yarağımın girip çıkmasından
gerçekten de büyük keyif alıyordu. "Sok. Hepsini sok aşkım. Sik
beni. Doyur yarağa. Ufff. Çok kalın yarağın var. Ahhhh.
Duvarlarımı ayırıyor. Ayyyy!" diyor, omuzlarımdan
tutup kendine çekiyor, bacaklarını her yüklenişimde daha da açmaya çalışıyordu. İri göğüsleri koltuk altlarına
doğru sarkmıştı. İki elimle tutup göğsünde
birleştirdim ve önüme gelen uçlarını yalamaya
başladım. Saçlarımı okşuyor, inliyordu. "Em
kocacığım; ısır uçlarını. Ohhh. Sok. Sik
beni. Ahhhh. Yarağın harika. Offff. Her yerime sürtünüyor. Harika.
Sik. Evet böyle. Evet!" diyordu.
Kafamı göğüslerime doğru bastırırken, alttan
yarağıma doğru kalçalarını ittirmeye başladı
Çiçek. "Aşkım. Kocam. Ahhh. Aaahhhh. Aaahhhh. Aşkım. Sik.
Sik. Sok hepsini amıma. Geliyorum. Sok. Soook. Evet böyle. Soook.
Aaahhhh!" çığlıkları evi inletiyordu. Kasılmaya
başladı ardından. Bacaklarıyla kasıklarımı
kendine çekerken, iki eliyle kalçalarımdan tutup tamamen içine girmemi
sağladı. Bırakmıyordu beni. Yarağım köküne kadar içindeydi. Am kasları deli gibi kasılıyor,
yarağımı kökünden koparacakmış gibi sıkıyor,
bırakıyordu; o güne kadar hiçbir am yarağımı bu kadar
güzel emmemişti. Kendimi bırakabilirdim ama yapmadım.
Sonra duruldu Çiçek ve kendini
bıraktı. Bacakları yere düşerken kolları gücünü
kaybetti; çözülmüştü vücudu. Hırıltıları inlemeye
dönüştü sonra. Ardından titremeleri kesildi ve
yarağımı yavaştan bıraktı kadının
sıkı am dudakları. Kasılmalarla amından sanki su
fışkırıyordu. Yarağımı bir mengenenin
ağzından çeker gibi çıkarttım amından. Kendimi
yatağa attım. "Harika amın var bebeğim!" dedim. "Çocuk doğurmazsan, ayda bir sikilirsen böyle olur!" dedi kahkaha atarak,
"Yarağının da maşallahı var. Tam benim kızın
ağzına göre mübarek. Her santimine sürtündü girip çıkarken!"
dedi. Sempatik tavırlarıyla yatağa neşe saçıyordu
kadın. Yataktan kalkıp içki getirdi ve yatağa oturdu.
"Kocamla yalnızca 6 yıl evli kaldık. Bir kızımız
oldu; sezeryanla!" diyerek kahkaha attı sonra. "Kızımız 6
yaşındayken eşimi bir trafik kazasında kaybettim.
Kızımla uğraşmaktan, onu büyütmeye çalışmaktan
yeniden evliliği düşünmedim. Maşallah şimdi 22
yaşında ve üniversitede okuyor. Bu ara benim cinsellik de yerlerde
süründü. Kilo almalar, kızım yüzünden erkeklerden uzak durmalar
falan, bu güne geldik. Ara sıra, canım çektiğinde, kendime hakim olamadığım zamanlarda yaşıyorum, o kadar!" dedi.
Sikilmediği için olduğunu hiç sanmıyordum; anatomik bir durumdu
bu. Amı gerçekten de siktiğim bütün kadınların amından
daha dardı; Suna'nın götüne girerken bile bu kadar zorlanmamıştım.
"Bu ev..." dedim. "Bu sitenin ortaklarından biriyim. Biraz
varlıklı sayılırım!" diyerek yeniden bir kahkaha
attı. Çiçek, Kenan'ın iki ortağından biriydi ve tesadüf
eseri karşılaşmıştık. Bunu bilmesi gerekmiyordu. "Pek kalmıyorum burada. Kızımla hafta sonları geliriz ara
sıra. Karşıyaka'da kalıyorum aslında. Yalnız
olunca böyle bir evde sıkılıyor insan. Benim evin olduğu
yer kalabalık; burası gibi değil. O nedenle burayı pek
kullanmıyorum. Senin çok güvenli biri olduğunu biliyorum Mesut. Aylin
senden söz ederken sonuna kadar güvenebileceğimi söyledi. Yoksa buraya
gelmezdik, getirmezdim seni!" dedi.
İçkilerimizi içerken zaman geçiyordu. Çiçek gerçekten de sohbeti
dinlenecek bir kadındı. Bir saat kadar sonra yeniden
yarağımı okşamaya başladı. Yarağım
yeniden kısa sürede kazık gibi olmuştu. "Harika!" dedi gülerek, "İşini
biliyor çocuk. Her zaman
çalışmaya hazır duruyor!" dedi. Bacağını
atıp üzerime çıktı ve yarağımın kafasından
tutup am dudakları arasına yerleştirdi. Sonra kendini
yavaşça bıraktı; yarağım ıslak amının
dudakları arasından kayarak gitmişti. Çiçek kendini
bıraktığında yarağım köküne kadar girmişti.
Göbeği göbeğime doğru yayıldığında
umursamadan üzerimde inip kalkmaya başladı. İki
kalçasını ellerimle ayırdım ve amına alttan vurmaya
başladım.
Göğüsleri ağzıma
giriyordu. Birini alıp ağzıma dayadı. Uçlarını emip yalarken birden ısırmaya başladım. "Ayyyy!" diye
çığlığı bastı bir anda. İki elimle
göğüslerini tutup ağzıma yaklaştırdım ve
uçlarını emip ısırmaya başladım. Çiçek elleriyle
kalçalarını ayırmış, yarağımı alttan
vuruşuma katılıyor, daha derine girmemi sağlıyordu.
Beş dakika bile geçmemişti ki, yine bağırmaya,
çığlıklar atmaya başladı. "Vur
kocacığım. Ahhhh. Sok. Döv amımı yarağınla.
Ahhhh. Vur aşkım. Sik beni. Evet böyle. Ölürüm yarağına
Mesut. Ohhh. Sik erkeğim. Evet böyle. Hep sik beni erkeğim. Sok.
Ufff. Harika sikiyorsun. Her zaman sik beni böyle. Ohhh!" diyordu.
Çiçek yeniden titremeye başladığında gözleri irileşti
ve ağlamaklı sesler çıkartmaya başladı. Sonra külçe
gibi üzerime yığılıp kaldı. Amı yine somuruyordu yarağımı. Gerçekten de harika bir şeydi bu. Kimse o güne
kadar ağzıyla bile bu kadar güzel emmemişti
yarağımı. Çiçek için bulunmaz bir artıydı bu;
farkında olduğunu da sanmıyordum.
Titreyen vücuduyla üzerimde öylece kaldı bir süre. Sonra kendini yeniden
yatağa attı. Yarağımı gövdesinden tutup
sıktı, "Ufff. Tanrım ne kadar çabuk geliyorum ya! Şu
canavarın içimde dans edişini adam gibi yaşayamadım ya! Ay, deli olacağım. Kendimi tutamıyorum!" dedi.
"Benim suçum yok!" dedim. "Tabii canım, senin suçun yok. Yarağı
marketten mi aldın? Senin değil mi bu kazık?" dedi. "Baksana
Ablası, ne kadar masum duruyor!" dedim. "Uf yavrum masuma bak!
Amımı dağıttı hıyar. Kolumu soksam girecek.
Ağzı bardak ağzı gibi açıldı. Yalama olacak
neredeyse!" deyip, doğruldu, yeniden kafasına bir öpücük kondurdu ve
yataktan kalktı, "İzin verirsen duş alacağım." diyerek
banyoya yürüdü.
Evin planını
bildiğim için mutfağa girdim ve kendime bir bardak su doldurdum.
Gelip yatağa uzanmamdan kısa süre sonra geldi, kendini yanıma attı, "Amım acıyor!" dedi dudağıma öpücük kondurarak,
"İç dudakları kıpkırmızı olmuş. Hiç bu kadar
acımamıştı. Sürtünürken yanıyor sanki!" dedi.
Paramı alıp evden çıktığımda saat gece yarısına geliyordu. Siteden
hızla çıktım ve kendimi bir bara attım.
[Mesut]
Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi hikayesinin Tüm Bölümleri
|