|
Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi! (15) (Mesut 26 Y., Aydın)
Ceyda'nın telefonundan
konuştuk Gülay'la. Kısa ve netti konuşmamız.
"Karşılıklı oturalım, konuşalım." dedi
Gülay. Akşam üzeri buluşmaya karar verdik. Ceyda ile birlikte
buluşma yerine gittiğimizde, gerçekten de harika bir kadın bizi
bekliyordu. Gülay, sokakta görse yüzüme bakmayacak, burnu bir karış
havada kadın tiplerindendi. İlk anda pahalı ve lüks
olduğunu belli ediyordu. Saçlarından ayak tırnaklarına
kadar, karikatürlerdeki kadınları andırıyordu. Her
şeyi fazlaydı kadının. Dudakları, göğüsleri,
kalçaları ve bacaklarıyla,
bir ressamın fırçasından çıkmış gibi dikiliyordu
masanın yanında.
Ceyda ile öpüştüler ve
elini bana uzattı. Sıcak elini avucuma aldığımda
ürpermiştim. "Yakışıklı Çocuk!" dedi elimi
bırakmadan gülümseyerek, "Vücudunun ısısı parmaklarına
vuruyor. Fazla mı heyecanlısınız Mesut Bey?" dedi. O anda aklıma
Ülker'in sözleri geldi: (Hiçbir kadının havasına,
alımına bakıp aldanma, en havalısının havası
yatakta yarağı yiyene kadardır. Ondan sonrası senin
kontrolündedir. Ürkek yaklaşırsan edilgen şekle girmiş
olursun!) demişti.
Garson geldiğinde Gülay viski ısmarladı. Ben, "Bir duble
rakı istiyorum!" dedim. İki kadın da yüzüme baktı bir an.
"Viskiyi sevmiyorum. İzin verirseniz rakı içeceğim." dedim.
Gülay garsona rakı da söylerken, Ceyda başını önüne
eğip gülümsemekten kendini alamamıştı. Gülay, "Kaç
yaşındasınız Mesut Bey?" diye sordu. "Üç ay kadar sonra
askere gideceğim." dedim. "Çok gençsiniz." dedi. "Bunun bir
sakıncası olacağını sanmıyorum!" dedim
gülümseyerek. "Kendinize çok güveniyorsunuz!" dedi. "Malıma güveniyorum!"
dedim. "Woawww! Güzel cevaptı. Bu işi ne zamandan beri
yapıyorsunuz?" dedi. "Karşı cinsi tanıyacak kadar uzun
zamandır bu işi yapıyorum." dedim. Gülümsemesi bile seks
kokuyordu kadının.
"Anladım! Güvendiğiniz
malınızla birlikte sizi bir geceliğine kiralamak isterim. Sizce bir sakıncası
yoksa?" dedi. "Bu geceyi size severek ayırabilirim! Gördüğüm
kadarıyla keşfedilecek çok yeriniz var. Keyifle bu çabayı harcayacağım!"
dedim. Gerçekten de kadını sikmek için can atıyor gibiydim.
"Bakışlarınızla bunu yapıyorsunuz zaten!" dedi
gülerek. "Emin olun, daha fazlasını da yapacağım ve bunu
çok seveceksiniz!" dedim. "Harika!" diyerek bir
kahkaha attı.
Ceyda'yı işyerine bıraktık. Arabayı parka kilitledim
ve Gülay'ın arabasına binip yola koyulduk. Çeşme'ye, otele
gidiyorduk. Yol boyunca birkaç telefon konuşması yaptı ve
telefonunu kapattı. Beni, parasını verip satın
aldığı, biraz sonra kullanıp atacağı bir
eşya gibi görüyor olmalıydı. Koltukta yan döndüm ve yüzüne
baktım.
"Anlat?" dedi kayıtsızca. "Anlatacak olan sensin Gülay! Bana, gece
boyu bedenimi ve beynimi paylaşacağım kadını anlat da
yabancı kalmayayım!" dedim. "İzmir'li, sıradan bir ailenin
kızıyım..." diyerek başlamıştı ki, sözünü
kestim, "Askerliği nerede yaptın?" dedim. Öyle bir kahkaha attı
ki, arabanın içi
çınlamıştı.
"Çok güzel bir kadınsın. Çevrende yaşayan, kültürüne ve sosyal
yapına uygun birini bulmak için hiçbir eksiğin yokken, şu an
neden benimle birlikte olduğunu merak ediyorum?" dedim. "Aramaktan
bıktım da ondan! Çevremdeki erkeklerin birçoğunu
sınamadım mı sanıyorsun? Kimisinin aklı ödenecek
çekte, senette. Kimisininki yarın yapılacak olan ihalede falan.
Aklı yarağında olan o kadar az ki, gerçekten aramaktan
bıktım!" dedi. "Haksızlık ediyor olmalısın!"
dedim. "Yapma Mesut; siktiğin karıların tamamına
yakınının iş adamlarının karısı
olduğunu biliyorum. Neden kocaları yerine seni
tercih ediyorlar
dersin?" dedi.
Otele vardığımızda sorun
yaşamadan odamıza çekilmiştik.
Duş almak için banyoya girdim. Suyu ayarlamaya çalışırken
arkamdan geldi. Çıplaktı; gerçekten de hiçbir eksiği yoktu
kadının, "Harika görünüyorsun!" dedim. Cevap vermeden vücudunu
vücuduma dayayıp, dudaklarıma öpücük kondurdu. Geniş
ağzını kaplayan etli dudakları sıcaktı. İki
elimle göğüslerini avuçlayıp sıktım. Bir genç
kızın el değmemiş göğüsleri kadar diriydiler.
Kalçalarımdan tutup kasıklarımı kendine çekerken gülümsedi.
Sonra çenemi, boğazımı yalayarak aşağıya
doğru indi ve önümde diz çöktü. Yeni uyanmaya başlayan
yarağımı gövdesinden kavrayıp kafasına doğru
sıvazladı ve zaman geçirmeden ağzına aldı.
Taşaklarımı okşarken yarağımı yalıyor,
ağzında yok edercesine somurup emiyordu. Kısa sürede kazık
gibi olmuştum. Kökünden kavrayıp baktı, "Güzel!" dedi
gülümseyerek.
Yarağımı ağzından
çıkarttım ve eğilip amını avuçladım. Ayağa
kalkıp sırtını bana dönerek banyo duvarına
yaslandı. Kalçalarını dikmiş, bacaklarını
açmıştı. O elini tükürükleyerek am dudaklarını
ıslatırken ben de yarağımı elime alıp
yaklaştım. Islak am dudakları arasına yerleştirdim
yarağımı ve yavaşça yüklendim. Kafası girmişti ki
tiz bir çığlık attı, "Dur!" dedi önümden kaçarak. Şampuandan eline alıp yarağımı
sıvazlayarak her yerine sürdü. Sonra amına sürüp yeniden duvara
yaslandı ve kalçalarını geriye
verdi. Yeniden amına
dayayıp yüklendim.
"Ayyyy. Yavaş. Amımı
yırtıyorsun!" dedi. Belinden
tutup yarağımı kafasına kadar soktum amına.
"Yavaş!" diye bağırdı yeniden. Köküne kadar sokup durdum.
Ellerimi uzatıp diri göğüslerini kavradım ve omzuna öpücük
kondurdum, "Amın harika bebek!" dedim. "Yırtacaksın, yavaş
soksana!" dedi. Yarağımı çıkarıp yeniden yüklendim.
Yine aynı çığlığı atmıştı.
Şampuanlanmış yarağım kayarak girip çıkıyordu, ama Gülay
yine tepki gösteriyordu. Umursamaz şekilde yarağımı
kafasına kadar çıkartıp sokmaya başladım. "Yavaş.
Dur biraz. Gerdin amımın dudaklarını. Ayyyy. Nazik ol
biraz!" dedi.
İki elimle belinden
kavramış girip çıkıyordum. Gülay
bacaklarını iyice açmış, belini çukurlaştırarak
amını tabak gibi geriye çıkartmıştı. Belini
bırakmadan kasıklarımla kalçalarını döverek sokup
çıkartıyordum. "Ayyyy. Yırttın amımı. Ahhhh.
Yavaş sok, acıdı!" diyordu. Kalçalarına her
yüklendiğimde çıkan ses banyoda yankılanıyordu. Dibine kadar
sokup çıkartmaya devam ediyordum. Gülay elinin biriyle kalçasını
ayırmaya çalışıyor, kendini geriye veriyordu, ama
sızlanmaya devam ediyordu. "Yavaş sok. Ayyyy. Dur biraz. Ufff.
Canımı
yakıyorsun. Ahhhh. Yavaş!" diyordu.
Eğilip yeniden göğüslerine
yapıştım ve köküne kadar
sokmaya devam ettim. Gülay durmadan sızlanıyor, uyarmaya devam
ediyordu, ama umursamıyordum. Siktiğim en güzel amlardan biriydi.
Alev gibi yanıyordu kadının amı; makine gibi sokup
çıkartıyordum yarağımı.
İçinden çıkıp, havluyu yere serdim ve sırt üstü
uzandım. Gülay zaman geçirmeden üzerime apışıp,
yarağımı am dudakları arasına yerleştirdi ve
birden içinde yok etti yarağımı. Kasıklarımız
buluştuğunda durdu ve yüzüme baktı. Hiç de acı duyan bir
yüz değildi gördüğüm. "Ayı gibisin! Biraz yavaş soksana;
zaten yarağın odun
gibi!" dedi.
Uzanıp kalçalarını
avuçladım ve alttan yüklenerek sokup
çıkartmaya başladım. Omuzlarımdan tutunmuş,
kasıklarını biraz yukarıya çekmişti. Aramızdaki
mesafe yarağımı kafasına kadar çıkartıp sokmama
yetiyordu. Alttan vurdukça inliyor, mızıldanmaya devam ediyordu.
Elimin biriyle göğüslerini avuçlayıp kendime çektim. Ucunu
ağzıma alıp yalayıp emmeye, ısırmaya
başladım. "Ayyyy. Yavaş em. Isırdın ucunu. Dur!"
diyordu ve bu uyarıları beni tahrik ediyordu. O yapmamamı
söyledikçe, ben daha da ağzıma çekiyor, emiyor,
ısırıyordum meme ucunu. Birini bırakıp diğerini
alıyordum ağzıma. Meme uçları kızarmaya
başlamıştı. Alttan vurdukça bacaklarını daha da
açıyordu Gülay. Yarağım gerçekten de harika girip
çıkıyordu. Vermesini
biliyordu orospu.
Üzerimden kaldırdım ve
havluyu küvetin kenarına koyup
sırtüstü yatırdım. Gülay bacaklarını alabildiğine
açmıştı. Bacak arasına girip yarağımı amına
kökledim. Yine çığlığı basmıştı. "Ayyyy.
Acıyor. Yavaş sok!" diyordu ve ben tahrik oluyordum o söylendikçe.
Bacağının birini omzuma alıp yarağımı
kazık gibi sokup çıkartmaya başladım. Altımda
kıvranıyor, inliyor, uyarı sözcükleri sıralıyordu
durmadan. Sonra klitorisini oynamaya başladı. Ben sokup
çıkarttıkça gerilen am dudaklarını yarağımın
kenarından okşamaya, klitorisini
parmaklamaya başladı.
Eğilip dudaklarını emmeye
başladım. Elimin biriyle göğüslerini yoğuruyor,
koparırcasına sıkıyordum. Parmağını
klitorisinden ayırmadan altımda kıvranmaya
başlamıştı. "Sok. Daha hızlı sik, hadi. Kökle
amıma yarağını. Hadi. Evet böyle. Durma, devam et. Sik
beni. Doyur yarağa. Hadi, evet böyle!" diyordu. Resmen
kasıklarımla dövmeye başlamıştım bacak
arasını. Deli gibi girip çıkıyordum amına. "Vur
dibime. Hadi erkeğim. Ahhh. Sik beni. Hadi. Ohhh. Evet böyle. Kökle
yarağının hepsini. Sok. Sook. Soook!" diyordu. Elini omzuma
atıp beni kendine çekerken kasıklarını
yapıştırmıştı. Çığlıkları
bütün otelden duyuluyordu belki de. Deli gibi titreyerek, kasılarak
geliyordu. Bitsin istiyordum, ama uzun zaman
çığlıklarını tutamadı, kasılmaları
devam etti. İki eliyle kollarımdan tutmuş, alttan
kasıklarını bana
itiyordu durmadan.
Sonra bıraktı kollarımı;
küvetin kenarında
olduğunun farkında bile değildi. İki eliyle boynuma
sarıldı ve kendine çekti. Dudaklarına öpücük kondurdum ve
çekildim. Hızla çekti kafamı ve yapıştı
dudaklarıma. Deli gibi emiyordu dudaklarımı. Dilimi
ağzına alıp emiyor, ağzımda dilini
dolaştırıyordu. Belinden yakalayıp ayağa kaldırdım.
Bir süre daha öpüştükten sonra gevşemiş,
bırakmıştı dudaklarımı. Geriye çekilip
gülümseyerek yüzüme baktı. Halen kazık gibi duran
yarağımı gövdesinden kavrayıp sıktı. Ona, "Duş
almaya girmiştim..." dedim. "Ben de!" diyerek baştan beri akan suyun
altına elini sürdü ve kolumdan tutup küvetin
içine soktu beni...
Yemek için
aşağıya indiğimizde akşam ilerlemişti.
Ben herzamanki gibi rakı söyledim; Gülay şarap söylemişti. O ara
çantasından telefonunun çıkarttı, "Arayanlara bakalım..."
dedi. Yemek süresince birkaç telefon görüşmesi yaptı; işle
ilgiliydi hepsi. Anladığım kadarıyla erkek kardeşiyle
birlikte bir iş yapıyorlardı. Ne iş
yaptığını öğrenememiştim, ama merak da etmedim.
Kapatmadan önce Ceyda'yı aradı. Ona, bizi
tanıştırdığı için
teşekkür etti.
Yemekten sonra otelin terasına çıktık ve yeni bir masa
kurdurduk.
Ben bir bardak daha rakı söyledim. "Hadi bana kendinden
söz et!" dedi. "Aydın'lıyım." dedim. Devam etmemi bekler gibi durdu,
ama ben sözümü bitirmiştim. Şaşırdığını
görünce, "Ne bekliyorsun Gülay? Daha gencim ve bu
şehri yeni keşfetmeye çalışıyorum. Bacak aramdakinden
başka sermayem yok. Ne anlatayım istiyorsun?" dedim.
Kahkahayla güldü; uzanıp elimi okşadı, "Sevimli ve sempatik
birisin!" dedi gözlerime bakarak, "Olduğun gibi görünmen diğer bir
artın." dedi. Suya sabuna dokunmadan sohbetimizi sürdürdük. Rakı
bittiğinde kalktık. Saat neredeyse
iki olmuştu.
Odaya
vardığımızda üzerimdekileri
özenle çıkartıp
ayakta sevişmeye başladık. Yatağa bile girmemiştik.
Orta yerde duran sehpanın üzerine yatırıp,
yarağımı soktuğumda, amı banyodakinden daha da
genişti, ama Gülay yine sızlanmaya devam ediyordu. Ayağa
kaldırıp arkadan soktum yine. Bir eliyle masaya tutunmaya
çalışırken, diğer elinin parmaklarını klitorisine
atmıştı. Uzun zaman ayakta siktim; titreyerek ve
çığlık atarak orgazm olduğunda, dizlerinin
bağı çözülmüş ve kendini bırakmıştı. Halının
üzerine oturup yerde sere serpe yatışını izledim.
Uzanıp saçlarımı okşadı;
dudaklarına öpücük
kondurdum...
Duştan döndüğümde
yatakta uzanıyordu. O ara
kapı çaldı. Belimdeki havluyla
kapıyı açtım. Garson servis arabasıyla içeriye süzüldü.
Masanın üzerine birkaç tabak yiyecek ve iki bardak içki bıraktı,
çıkıp gitti. Bana rakı, kendisine de viski söylemişti.
Garsonun gitmesiyle yattığı yerden kalkıp masaya geldi.
Rakıya su koyup, buz ilave etti ve çalkalayıp bana uzattı. Bir
yudum alıp bardağı masaya koydum. Çatalla ağzıma
yiyecek uzatırken gülümsüyordu. İlk
tanıştığımızdaki mesafeli tavırlarından
eser kalmamıştı. Sıcak ve yakın durmaya
çalışıyordu. Oturmamıştım; o da ayaktaydı.
Viskisinden bir yudum aldı ve odada dolanmaya başladı. Gerçekten
de tay gibi karıydı Gülay. Uzun ve gür saçları beline kadar
geliyordu. Arkadan kalçaları sikilmek için
yaratıldığını anlatıyor gibiydi.
Durmadan
sikebilirdim bu kadını.
Pencereye doğru
gidip
durdu. Arkasından yaklaşıp beline sarıldım.
Kalçalarını ölü yarağıma doğru bastırırken,
başını omzuma dayamıştı. Uzaktan geçen gemilerin
ışıklarıyla parlıyordu deniz. Titreyen yüzeyde
oluşan yakamozlar milyonların dans edişini sergiler
gibiydi.
"Burayı seviyorum!" dedi. "Ben ilk kez geliyorum." dedim. "Her şey
seçkindir burada. Çeşme'de her şeyin en güzelini bulabilirsin." dedi.
Beline sıkıca sarıldım, "Kadın için geçerli. En güzel
kadınla buradayım ve keyfim yerinde!" dedim. "Canımsın!"
diyerek saçlarımı okşadı. Sonra kollarımın
arasından sıyrılıp masaya gitti. Arkasından gittim. Rakı
bardağını uzattı yine. İçtikten sona yine
ağzıma bir parça
yiyecek koydu. İzin isteyip
banyoya yürüdü.
Pencereye gittim
yeniden.
Çeşme'nin çanağının sol tarafını kaplayan
marinalardaki yatların her birinin ayrı renk
ışığını izledim. İki yıl kadar önce
hayalini bile kuramadığım bu güzelliğin içinde, yine iki
yıl önce sokakta gördüğümde yalnızca iç geçireceğim ve asla
ulaşamayacağım kadar güzellikteki bir kadınla birlikte
olduğumu düşündüm. Birden Ülker geldi aklıma. Beni bu
dünyanın içine çeken, bu dünyanın insanlarıyla nasıl
yaşayacağımı tüm ayrıntısıyla anlatıp
öğreten kadını düşündüm. Neredeydi
acaba?
Dönüp rakı bardağını
aldım ve içtim. O ara Gülay
banyodan çıkıyordu. Vücuduyla Ülker'e bin basardı belki, ama
kişiliğiyle kaç para ederdi bu kadın, bilemiyordum. Gülümsemesi
dudaklarında yayılarak yanıma geldi ve sarılıp
dudağıma öpücük kondurdu, "Biraz uyuyalım mı hayatım?
Saat neredeyse
4 olacak!" dedi...
Sabah uyandığımda
Gülay'ı pencerede
dışarıyı seyrederken gördüm. Kalkıp hemen duşa
girdim. Çıktığımda masada kahvaltı vardı ve Gülay
çoktan oturmuştu. Meyve suyunu içtim ve kendime bir bardak çay doldurdum.
Neşeli görünüyordu, "İyi uyudun mu?" diye sordu. "Ölü gibi uyudum!"
dedim. "Ben de kendimi bilmez şekilde uyumuşum. Akşam üzerimden
sanki bir
buldozer geçmiş gibi de yorgunum!" diyerek kahkahayı
patlattı.
Kahvaltıdan
sonra yola çıktık. Öğle olmak üzereydi. "Bir
programın var mı?" diye sordu. "Beni eve bırak. Sana kahve
ikram etmek istiyorum!" dedim. Nedenini sormadan kabul etti. Park yerinden
arabamı aldım; beni
takip etti.
Eve
vardığımızda
mutfağa girdim ve kahveleri
hazırlayıp geldim. Gereksiz sohbet ederek kahvelerimizi
içmiştik. Gitmek için ayağa kalktığında yerimden
kımıldamadım. Yanıma gelip eğildi ve
dudağıma öpücük kondurdu. Kolundan tutup yere çökerttim. Elini
pantolonumun üzerine getirip bıraktım. Uyanmaya başlayan
yarağımı sıkarak yüzüme baktı ve "İstiyor musun?"
diye sordu. "Evet!" dedim kafasını yarağıma
bastırarak. "Amımın dudakları
kıpkırmızı olmuş; gece boyu acısını
hissettim. Sabah söyleyecektim ama vazgeçtim!" dedi pantolonun üstünden
yarağımı okşarken, "Ama gerçekten de istiyorsan
yapalım." dedi. "Görevimi yerine getirdiğimden emin olmak istedim!"
dedim.
"Harika bir gece geçirdim. Fazlasıyla yerine getirdin!" dedi ve
kalktı. 2.000 Dolar vermişti. Arabasına kadar eşlik ettim. Arabasına
binerken yine uzanıp dudağıma
öpücük
kondurdu ve sessizce gitti.
Eve girdiğimde telefon
çalıyordu; tanımadığım bir numaraydı. Kesin yeni
bir müşteriydi ve hiç de taşıyacak durumda değildim. Ne
yalan uyduracağımı düşünerek açtım telefonu. Arayan
Ülker'di. Sesini duyduğumda iliklerime kadar titremiştim. Neden
olduğunu bilmediğim bir ürperti kaplamıştı tüm
vücudumu. Neler yaptığımı sordu. "Hiç, ortalık yerde
dolaşıyorum..." dedim. "Bugün bir planın var mı?" diye
sordu. Günleri karıştırmıştım, "Bugün
Çarşamba mı Ülker?" dedim. "Evet!" dedi kahkaha atarak.
Neşesinin yerinde olduğunu hissettiğimde nedense
rahatlamıştım. "Buluşalım mı?" dedi. "Ne demek
buluşalım mı ya? Neredesin Sen?" dedim. "Bana rakı
ısmarlayacak mısın?" dedi.
"Sana rakı değil, tüm İzmir'i ısmarlarım!" dedim. Bir
an sustu; derinden soluduğunu
duyuyordum. "Hadi
bana gel!" dedi.
Eski evimin kapısına
geldiğimde akşam olmak üzereydi. Beni
kapıda karşıladı; halen güzel, dimdik
ayaktaydı Ülker. Birbirimize deli gibi sarıldık. Dakikalarca
öylece kaldık. Sonra kendini çekti ve yüzüme baktı. İki elinin
arasına aldığı yüzümü okşadı ve
dudağıma öpücük kondurdu, "Canım, iyi misin?" diye sordu. "Evet,
iyiyim..." dedim. Biraz sonra Ülker'in arabasıyla yola koyulmuştuk. "Neler
yapıyorsun, anlat bakalım!" dedi. "Neden aramadın Ülker?" diye
sordum. "Aradım ve birlikteyiz! Şimdi bunu boş ver ve kendinden
söz et!" dedi. Kısaca anlattım. Ev aldığımı
söylemedim; kazancımla ilgili kısa cümleler kurdum. Bankada param
olup olmadığını sordu. Az miktarda olduğunu söyledim. "Kadınlarla
aran nasıl?" dedi. "Hepsi de birbirinin aynısı! Dudaklar,
göğüsler, am, bacaklar; hepsi bundan ibaret. Fazlalığı
olanı görmedim!" dedim. "Profesyonel
bir cevap!" dedi
gülerek.
Tanımadığımız
bir lokantaya gittik. İkimiz için
de yabancı bir yerdi. Siparişleri verdikten sonra gözlerimiz
birbirini buldu. Elimi uzatıp elini tuttum, "Sen neler yapıyorsun?"
dedim. "Her zaman yaptıklarımı; hiçbir şey
değişmedi. Bu akşam hiç konuşmayalım Mesut, olur mu? Konuşup
büyüyü
bozmayalım!" dedi. "Tamam!" dedim elini
okşayarak.
Ülker'le neşe içinde
yemeğimizi yiyip, içkimizi içtik ve kalktık. Arabaya binip eve
geldiğimizde, ikimiz de içkinin tesiriyle yalpalıyorduk; sarhoş
olmuştuk. Yol boyunca birkaç kez kaza tehlikesi
atlatmıştık, ama umursamadık. Ülker içeriye girer girmez
kendini yatağa attı ve sızıp kaldı. Üzerindekileri
çıkartmaya çalıştım, ama beceremedim. Hayatımda ilkkez
içki beni bu kadar rahatsız ediyordu. Ben de aynı şekilde
yanına uzandım;
uyuyup kalmışım...
Sabah uyandığımda
yatakta yalnızdım. Başım çatlayacak
gibi ağrıyordu. Soda ve ayran içmeliydim, ama evde olduğundan
emin değildim. Mutfağa girdiğimde, masanın üzerinde not
gördüm: "Günaydın Çocuk. Çıkarken seni uyandırmak istemedim.
Geçmişteki gibi yine çok sevimli uyuyordun. Sarılıp yatmak en
güzeliydi seninle. Kendine iyi bak Çocuk. Şu an başın
ağrıyor, biliyorum: Dolapta soda ve ayran var; onları
iç.
Hoşça
kal!" diyordu.
Soda ile
ayranı karıştırdım ve oturdum. Telefonumu
açtım. Birkaç arayan vardı; Ayşe de aramıştı iki
kez. Canım hiç biriyle konuşmak veya görüşmek istemiyordu. Hiç bir kadın Ülker'in yerini tutamazdı!
[Mesut]
Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi hikayesinin Tüm Bölümleri
|